20 Ekim 2012 - 09:41

Allah’ın adıyla… Hükümetin en çok övündüğü ve icraatlarındaki pervasızlıklarına dayanak olarak gösterdikleri şey “halk desteği”dir. Gerçekten de oylarını yüzde 50’lerin üzerine çıkarmaları rakiplerini dahi kıskandırıyor. Ancak bu halk desteğine güvenerek sergiledikleri özellikle de “dış politika” uygulamaları, uygulamalardaki çelişkiler, uygulamaların sonuçlarının artık açık bir şekilde “felaket” sonuçlara gebe olması ise, bu “halk desteği” sarhoşluğu ile ya fark edilmemekte, ya da önemsenmemektedir. Halbuki, bu “dış politika” uygulamaları, özellikle de “Suriye politikası” halk tarafından asla kabul görmüyor.

Yapılan kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki, halkın büyük çoğunluğu hükümetin Suriye politikasını tasvip etmiyor. Buna rağmen hükümet uygulamalarından geri adım atmıyor, “halka rağmen” bildiğini okumaya devam ediyor.

Geçmişte bu tür “halktan kopuk” uygulamaları şiddetle mahkum eden ve bunu “jakobenlik” olarak niteleyen anlayış, bu gün bu “halka rağmen”ci tavrıyla kendisi jakobenlik yapıyor, halka bir bakıma “sen anlamazsın, anlamadığın için de ben senin yerine düşünüyor ve uyguluyorum” diyor. Bu durumu çok net ifadelerle ortaya koyan yazarlardan birisi de Levent Gültekin… Gültekin yazısında Any-Ar, Gezici, Konsensüs, Metropol ve Genar araştırma şirketlerinin birbirinden bağımsız olarak yaptıkları kamuoyu araştırmasında, halkın ortalama %60-65’inin hükümetin Suriye politikasını tasvip etmediğini belirterek şöyle diyor:

“Niçin hükümetin birçok icraatını yüzde 60 gibi büyük bir çoğunlukla destekleyen bu halk, sıra Suriye meselesine geldiğinde oradaki ‘samimiyeti’ görmüyor?

Hükümeti Suriye’de halka rağmen bazı adımlar atmaya cesaretlendirip teşvik edenler mi hükümetin kötülüğünü istiyor, yoksa halkın talepleriyle de örtüşen bir politikaya davet edenler mi?

Eğer iktidarın meşruiyetini halktan değil, 'dünya sistemi’ denen ‘odaklardan’ aldığını savunuyorsanız, haklı olabilirsiniz ama meşruiyet kaynağı olarak halkı görmeyen bir hükümet yıkılacaksa siz niye üzülüyorsunuz ki? Kimden yanasınız?” (1)

Aynı yazısında halka rağmen hükümetin yanında yer alan “aydınlara” da seslenen Gültekin adeta feryad ediyor:

“Şu tabloya bakar mısınız Allah aşkına! Halk bir tarafta, iktidar ve bir kısım aydın-gazeteci diğer tarafta. Dünyanın neresinde böyle bir konuda aydınlar, entelektüeller halkın değil de, iktidarın safında yer alır? Medya iktidarın yanında iktidar ise halkın karşısında.

Bu tablo entelektüel sefalet değilse nedir ki?

"Helal olsun size" demekten başka bir şey bulamıyorum

Her şey bu kadar açıkken, İsrail’in Hizbullah’ı yok etme çabası ortadayken, mezhep çatışması çıkarma çabaları ve niyetleri ayyuka çıkmışken, ABD ve İsrail’in ta 2003 yılından beri Suriye’yi yaptırımla boğmaya çalıştığı ortadayken, İsrail Cumhurbaşkanı'nın “Suriye düştüğünde Hizbullah’ın beli kırılacak” dediğini herkes biliyorken, Suriye muhalefet liderinin “Biz gelirsek Hizbullah’ı ve İran’ı bu bölgeden söküp atacağız” cümlesinin mürekkebi daha kurumamışken, Suriye’de alınan tutumun gerekçesi olarak hala ‘vicdan’ demeyi sürdürenleri şaşkınlıkla izliyor ve bu dirayetleri konusunda onları kutlamak istiyorum.”

Hükümetin Suriye politikasının sinir uçlarını ortaya döken yazısında Doğu Ergil ise daha ilginç şeyler söylüyor:

“…Ama, despot Suriye hükümeti gidince Suriye'ye demokrasi gelecek; yeni kurulacak hükümet Türkiye'ye yakın olacak hatta sözüne göre davranacak; Esed gidince Suriye İran'ın etki alanından çıkacak ve Sünni çoğunluğun öncülüğünde Sünni ittifak sistemine dönecek beklentilerinin iç savaş derinleştikçe fazla hayalci olduğu anlaşılmaya başladı.” (2)

Doğu Ergil aynı yazısında, Suriye politikasındaki açmazların yavaş yavaş farkına varmaya başlayan hükümetin, “tatlı bir rüyanın kabusa dönüşmesi” ihtimali karşısındaki telaşına da vurgu yapıyor:

“Türk hükümeti, seçtiği pozisyon nedeniyle kaybedecekleriyle, Suriye'de rejim değişikliğinden beklediği gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan kazançları yan yana koyunca dış siyasetine ayar verme kararına vardı. Özetle, Türkiye eski arabulucu rolünü tekrar üstleniyor ve Suriye krizinde taraf olan kimi önemli ülkelerle görüşmeye başlıyor. Daha doğrusu başladı bile. Tatlı bir rüyanın kâbusa dönüşmesi olasılığını engellemek gereği Türk yönetimini harekete geçirmiş görünüyor.”

İşin daha ilginci, “Cemaat” yayın organlarının, artık hükümetin Suriye politikasını tabir caizse “bombardıman” etmesi. Zaman Gazetesi ve yazarlarının, başlangıçtaki Suriye krizi karşısındaki tutumu ile şimdiki neredeyse taban taban zıt. Bakın Zaman yazarlarından İhsan Dağı neler söylüyor:

“Birileri adım adım Türkiye’yi tehlikeli sulara sürüklüyor. Savaşı değil savaşta kazanacaklarını sananlardan oluşan bir savaş lobisi Ankara üzerine çalışıyor. Bunun tehlikelerini önceki gün Abdullah Bozkurt Today’s Zaman’da gayet etraflıca izah etmişti. Ama kimsenin izahat, uyarı falan dinlemediği bir dönemden geçiyoruz. Üstelik Suriye krizinde gelinen nokta manipülasyona da provokasyona da çok açık. Siyasi iktidar savaş istemiyor olabilir, ama gittiği güzergahta savaş riski büyük; istemiyorlarsa bile mecbur bırakılabilirler. İşte, istemeye istemeye bir ‘sınır savaş’ı başladı. Eskiden diğer Ortadoğu ülkeleri arasında gördüğümüz karşılıklı top atışları Türkiye-Suriye sınırında ‘rutin’ hale geldi. Yarın ağır bir provokasyonla karşılaşıldığında ‘topyekûn’ savaş da kaçınılmaz olabilir. Üstelik provokasyonların ‘karşı taraf’tan gelmesi de şart değil. Hükümetin aldığı ‘tezkere’ adeta pimi çekilmiş bir el bombası.” (3)

Gazeteci Hasan Cemal de, “Cemaat”in, Suriye politikasında, artık hükümetle aynı çizgide olmadığını düşünenlerden. Milliyet Gazetesi’ndeki yazısında şunları söylüyor cemal:

“Hocaefendi, izleyebildiğim kadarıyla, Türkiye’nin bugünkü Suriye politikasına da mesafeli duruyor.
Başlangıçta olumlu bulduğu Suriye politikasının şimdilerde Türkiye’yle birlikte bölgenin de başını belaya sokabileceğini düşündüğü söylenebilir.”
(4)

Bu sancıyı çekenlerden birisi de Yeni Şafak yazarlarından Yusuf Kaplan. Kaplan’ın, Fethullah Gülen’i ziyareti ile ilgili yazısına gelen tepkilere cevabında, “Cemaat- Hükümet” kavgasını da ifşa ediyor:

“Oysa yapmaya çalıştığım şey, cemaat'le hükümet arasındaki, cemaat'le diğer cemaatler arasındaki 'bozulan', aksayan, müdahale edilmediği takdirde bizi çıkmaz bir sokağın eşiğine fırlatma potansiyeli taşıyan iletişim bozukluklarının nereden kaynaklandığına özenle ve duyarlı bir dille dikkat çekme çabasıydı.” (5)

Bir diğer yazısında ise konuyu biraz daha açıyor Kaplan.

“Cemaat ve Ak Parti'de gözlediğimiz şey, ikisinin de hâkim sisteme eklemlenerek gerçekleştirilen dalga-kırma hareketi olmalarıdır.

Buradaki paradoks ve hayatî sorun şu: Hâkim sisteme veya paradigmaya eklemlenerek gerçekleştirilen dalga-kırma hareketleri, bizi, mevcut hâkim dalga'nın önünde oraya buraya sürükleme tehlikesi barındırabilir ve beklemediğimiz kıyılara fırlatabilir.” (6)

Dün Suriye olayları nedeniyle “heyecanlı” nutuklar atan, hükümetin tutumunu alkışlarla karşılayanların, şimdi yaşadıkları bu u dönüşleri, devlet işlerinin öyle duygusallıkla, hayallerle yürüyemeyeceğini göstermesi bakımından ilginç değil mi?

Zaten hükümet kanadı da tutum değiştirmeye ve girdiği bu bataktan kendini kurtarmanın yollarını aramaya başlamış durumda… Geçenlerde Davutoğlu’nun, Suriye için Faruk Şara’lı çözüm formülü tam bir panik hali değil miydi? Suriye’de zulümden bahsedip “zalim düzenin mutlaka değişmesi” gerektiğini söyleyen, “yakında Emevi Camisinde namaz kılacağız” gibi sözlerle neredeyse Suriyeli muhaliflerin sözcüsü gibi davranan hükümetin, aynı “Zalim Düzenin” önemli bir aktörünü çözüm için önermesi başka nasıl izah edilebilir? Suriye’deki sorunu Esad’ın şahsına indirgeyen ve “Esad gitsin, Baas kalırsa kalsın” anlamına gelen bu mantık, baştaki söylemleri ile uyuşuyor mu?

Ve şimdi de, “müzakere ile çözüm” arayışları, artık hükümetin bazı gerçekleri görüp geri adım atması anlamına gelmiyor mu?

Görünen o ki, Suriye krizi hükümetin yaldızlarını dökmüş, gördüğü “tatlı rüyayı kabusa döndürmeye” başlamış. İnşaallah rüya kabusa dönmeden uyanılır. Zararın neresinden dönülse kardır çünkü…

…………..

Levent Gültekin, "Bidon kafa"lılar hükümeti yıkmak mı istiyor?”, 16.10.2012

Doğu Ergil, Türkiye’nin Suriye ile imtihanı, Bugün Gazetesi, 18.10.2012

İhsan Dağı, Ankara’da savaş lobisi, Zaman Gazetesi, 18.10.2012

Hasan Cemal, Fethullah Gülen’le Tayyip Erdoğan, Milliyet, 16.10.2012

Yusuf kaplan, Gelecek, gelecekse, iletişim kanallarımız açık olduğu zaman gelecek-1, Yeni Şafak, 14,10.2012

Yusuf Kaplan, Tehlike Çanlarına Dikkat, Yeni Şafak, 15. 10. 2012

MUHSİN KÜÇÜKER